KURAKLIK KONYA ve TURKIYE

‘İklim Değişikliğini Değiştirmek İçin Değişmemiz Gerekiyor!



Prof. Dr. Mehmet Babaoğlu
Kişisel Web Sitesi

http://www.mehmetbabaoglu.gen.tr
Selçuk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, 42075 Kampüs, Konya
Tel: +90 332 223 2842 E-posta:
mehmet.babaoglu@selcuk.edu.tr



KOP ve KONYA TARIM EYLEM PLANI ÖNERİSİ TASLAĞI - 4 Nisan 2009

KOP AND KONYA AGRICULTURAL ACTION PLAN PROPOSAL-DRAFT

KAMUOYUNA DUYURU
Bilindiği gibi uzunca bir süredir Konya İli'nde tarımla ilgili kesimler bir araya gelip su ve tarımla ilgili sorunları kökten çözmeyi hedefleyen bir taslak Eylem Planı oluşturulmuştur.
Burada taslak kamuoyu ile paylaşılmaktadır. Sizlerden gelecek görüşler dikkatle değerlendirilecek ve ona göre plan taslağına son şekli verilerek yetkililere teslim edilecektir.
Lütfen görüşlerinizi ve sorularınızı e-posta yoluyla Prof. Dr. Mehmet Babaoğlu'na (mehmet.babaoglu@selcuk.edu.tr) (Tel: 0332-2232842) iletiniz.
 
Saygıyla duyurulur
Konya İli KOP Tarım Eylem Planı Çalışma Grubu
TASLAĞI OKUMAK İÇİN......

 

KONYA İLİ VE KURAKLIK

 

DUYURU 30 NISAN 2008

KURAKLIĞA TOLERANS

Kuraklığa toleranslı buğday çeşitleri ekimi Konya Ovasında daha fazla verim elde etmeyi sağlayacaktır. Halen bazı çeşitler diğerlerine göre kurak ve olumsuz şartlarda dekara 50-150 kg daha fazla verim vermektedir. Bu da örnek olarak 5 milyon dekar alanda 250 bin-750 bin ton daha fazla buğday demektir. Eğer elimizde şu anda 750 bin ton buğday olsa fiyat dalgalanmalarını bir anda kesebilecek bir miktardır. Bu kadar üretim alanı Konya sadece Konya Ovası'nda kuru alanlarda fazlasıyla mevcuttur.

Bahri Dağdaş Araştırma Enstitüsü'nce geliştirilen sulu ve kuru şartlarda iyi performans gösteren çeşitler mevcuttur. O nedenle bu çeşitlerin 2008-2009 yılında dikkate alınması oldukça gereklidir. Bu durum aynı zamanda çiftçinin ve ülkenin yararınadır. M Babaoğlu

 

DUYURU 22 NISAN 2008

Bu duyuru 22 Nisan 2008'de basına yapılmış ve bir çok yazılı basında 23 Nisan 2008'de yer almıştır.

Türkiye Stratejik Tahıl Stoğu (Rezervi) Oluşturulmalı ve Türk Cumhuriyetleriyle Tahıl Üretim İşbirliği Anlaşması Gereklidir.

Dünyada iklim değişikliğiyle ortaya çıkan kuraklık ve buna bağlı spekülasyonlar, Asya ülkelerindeki (Çin, Hindistan, Pakistan, Tayland vb.) tüketim alışkanlıklarının daha az besin değerine sahip pirinçten buğday ve buğday ürünleri lehine değişimi, dünya nüfus artışı, üretim fazlasından değil de normal üretimden karşılanan biyoyakıt (biyoetanol-buğday ve mısır) üretimi gibi konulara ilave olarak Türkiye için ilave özel kuraklık ve desteklerin rekolte ve ekim alanlarında azalmalara neden olması gibi nedenlerden dolayı tahıllar tekrar stratejik hale gelmiştir.

Çeltik gibi diğer tarım ürünlerinin de fiyatları benzer şekilde artmaktadır. Türkiye’de uyarılar üzerine pirinç fiyatları düşmeye başlamıştır. Stokta pirinç olması fiyatları düşürmektedir. Halbuki bu stok olmasa dünyadan şu anda pirinç bulma imkanımız yoktur. Fiyatı ne olursa olsun. Mısır pirinç ihracatını yasaklamıştır. ABD’den bugün sipariş verilse en kısa 2 ay içinde gelebilir. Türkiye’de kendi ürünümüz dışında sadece bu 2 ülke pirinçleri tutulmkatadır.

Besin değeri bulgurdan çok daha düşük olan pirinç Vitamin A bakımından eksiklik nedeniyle temel tüketim gıdası pirinç olan Asya ülkelerinde körlükler ortaya çıkmış bunu telafi etmek için genetiği değiştirilmiş Golden Rice geliştirilmiştir. Fakat genetiği değiştirilmiş ürünlere olan reaksiyon ekim alanlarının genişlemesini engellemiştir. İlave olarak Çin’de artan refah seviyesi daha fazla et tüketimine bundan dolayı da hayvan besleme amaçlı daha fazla tahıl tüketimine neden olmaktadır. Bazı ülkeler ise prinçte (Örnek Tayland) artan dünya fiyatlarını avantaja çevirmek için vatandaşlarına daha az pirinç, daha fazla buğday ürünü tüketin de fazla pirinci ihraç edelim ve karlı çıkalım diye çağrılar yapmaktadır. Unutulmamalıdır ki Çin ve Hindistan’ın nüfusu dünya nüfusunun üçte birinden fazladır.  Doğu Asya ülkeleri toplamı dünya nüfusunun yarısından fazladır. Asya ülkelerinin buğdayı olan pirinç bizim için lüks tüketim ürünüdür. Onlar buğdaya kayarken nüfuslarının çok olması tüketimi artırdığından fiyatları da doğal olarak artırmaktadır.

Ayrıca Çin’in buğday üretiminin büyük bölümünün gerçekleştirildiği kuzey kısmında görülen kuraklık ABD borsalarında fiyatların artmasında etkili olmaktadır. ABD’de de iklim nedeniyle benzer durum mevcuttur. Buğday stoğu ABD’de son 60 yılın en düşük değerine ulaşmıştır. Dünya buğday üretimi 640 milyon tonlardan 600 milyon tonlara düşmüştür. Bu düşüşün devam edeceği gözükmektedir.

Öte yandan bazı büyük buğday üretici ülkeler olası açlık-kıtlık gibi senaryolara hazırlıklı olmak üçin buğday ihracaatlarına kısıtlama hatta yasaklama getirmektedir. Örnek: Rusya, Arjantin ve son olarak da Kazakistan.

Bunun için;

1) Türkiye 10 yıllık bir dönemde her yıl 1 milyon ton olmak üzere toplam 10 milyon tonluk bir rezerv oluşturulmalıdır. Merkez Bankası döviz ve altın rezervi gibi Türkiye Tahıl Rezerv Bankasını (TRB) oluşturulmalıdır. Bu rezerv doğal mağaralarda saklanabilir. Çünkü tahıllar depolamaya dayanıklıdır. Bu yıl ne kadar buğday üretimi olursa tamamı üreticiden alınmalıdır. Desteklemeler ona gore kontrollü yönlendirilmelidir. Gıda bulunamazsa merkez bankasındaki dövüz ve altın rezervinin de karın doyurmayacağı düşünülmelidir.

2) Türk Cumhuriyetleri’yle acilen bir araya gelip tahıl ve diğer tarımsal ürünlerin üretimi konusunda işbirliği anlaşmaları yapılmalıdır. Bu ülkelerle gelecek yıl için derhal siyasi ve teknik heyetler oluşturup kuraklıktan daha az etkilenecek olan bu ülkelerin topraklarında birlikte daha verimli ve kaliteli üretim yapıp gıda güvenliğini korumak lazımdır. Gıda güvenliği sadece kaliteyle ilgili değil aynı zamanda yeterli ve zamanında gıda üretimi ve teminiyle olur. Doğal gaz, araçlarda petrol bunlar hep stratejik konulardır. Fakat ‘açlık’ her şeyden daha fazla kendini hissettirecektir. Boru hatlarına evet ama tahıl nakliye hatlarına da ihtiyaç vardır.

Bu süreci Türkiye iyi yönetirse hem dünya ticaretine yön verebilir hem de gıda güvenli bir ülke haline gelir.

Bunu yapmak da çok zor gözükmüyor.

Saygılarımla

Prof. Dr. Mehmet Babaoğlu

 

DUYURU 22 MART 2008

 

KONYA İLİ'NDE ve KURAKLIK PROBLEMİ YAŞAYAN TÜM İLLERDE (Şubat 2008):

1. Lütfen artık özellikle şehirlerin etrafında ve orman dışı alanlarda meyvesiz ağaçları dikmek yerine meyve veren ve kuraklığa toleranslı badem, alıç, kayısı, muşmula, asma gibi ağaçları dikmeye başlayalım.

2. Şeker Pancarı tarımında normal tip pancar ekmeyi keserek hamallık yapma yerine şeker tipi pancar ekimine geçelim

3. Arazi toplulaştırmasını başaralım ve sulama sistemlerini basınçlı kapalı sistem veya büyük üstten yağmurlama sulama sistemlerine dönüştürelim.  

4. Münavebede yağ bitkileri de yer vermeye başlayalım 

****


Meyveli ağaç dikilsin (
Merhaba Gazetesi Haberi 24 Mart, 2008)
Prof. Dr. Mehmet Babaoğlu, ağaçlandırma kampanyalarında meyveli ağaçların dikilmesi gerektiğine dikkat çekerek, elma, kiraz, badem ve kaysı gibi bitkilerin teşvik edilmesi gerektiğini vurguladı

Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Babaoğlu, bu yıl başlatılan ağaçlandırma seferberliğinde meyve vermeyen türlerin kapsanmasının yanlış olduğuna dikkat çekti. Özellikle Konya bölgesinde artık meyve vermeyen ağaçların dikiminden vazgeçilmesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Babaoğlu, “Köylerde çok su tüketen ve gölge yapan kavak, söğüt gibi ağaçları yavaş yavaş kesip bunun yerine elma, kiraza ilave olarak badem, kayısı, alıç, bağcılık, fındık, kestane vb. ağaçlara yönelmek gerekir. Şehir çevresi de badem, ceviz, asma, kayısı, alıç, fındık gibi ağaçlarla donatılmalı” diye konuştu.
KONYA MEYVE FİDANCILIĞI İÇİN DE UYGUN BİR ŞEHİR
Bunlar için ilk hamle olarak 5 yılda en az 75 milyon fidan üretimi ve dikimi için yeni bir kampanyanın başlatılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Babaoğlu, “Birkaç gün önce Meram Ziraat Odası İstişare toplantısında da Meram Bölgesi’nin ve yakınındaki dar gelirli küçük araziye sahip diğer ilçelerimiz bir fidan ve meyve üretim bölgesi olabileceği dile getirilmişti. Büyükşehir ve İlçe Belediyeleri, İl Özel İdaresi, Konya Şeker, Ticaret Borsası, Sanayi, Ticaret ve Ziraat Odaları gibi kurumlarımız çok ciddi ağaçlandırma kampanyaları yapmakta ve bazı istisnalar dışında meyve veren fidan talepleri genelde Konya ili dışından karşılanmakta. Bu fidanların da bölgeye uygun anaçlar üzerinde yine bölge üreticisi tarafından üretilmesi durumunda bölgede gelişmeye başlayan meyve üretimine ilave olarak fidancılığın da gelişeceğini ve Meram Merkez İlçeden Hadim-Taşkent’e kadar bunun için çok uygun alanların olduğunun bilinmesi gerekir” diye konuştu.
TOPLULAŞTIRMANIN ARDINDAN AĞAÇLANDIRMA EROZYONU ÖNLER
Prof. Dr. Babaoğlu, Konya ve civarında ağaçlandırma kampanyası düzenleyecek firmaların meyve veren fidanları bölge çiftçilerinden karşılamak üzere anlaşma yapması halinde üreticinin önünün açılabileceğini kaydetti.
Konya Ovasında kuraklık ve su sorununun bu yılda devam edeceği görüldüğünü dile getiren Prof. Dr. Babaoğlu, “Bu nedenle ovada su tasarrufu sağlamada en öncelikli konunun arazi toplulaştırması ile kapalı sulama sistemlerine geçilmesi ve toplulaştırma sonrası özellikle tali yollarda asma fidanı dikimine geçilerek hem Ova kuraklığa toleranslı yeni bir ürün kazanacak, hem de ovadaki rüzgar erozyonunun engellenebilecektir” dedi.
OVA RÜZGAR EROZYONUNDAN ÜZÜM İLE KURTULABİLİR
Ayrıca toplulaştırma için uygun ödeneğin de temini için çaba sarf edilmesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Babaoğlu, “GAP için 5 yılda ayrılan paranın dörtte biri Konya Ovası için de ayrılırsa arazi toplulaştırması ve kapalı basınçlı sulamaya geçiş sağlanır, bu yolla da artık stratejik hale gelen pancar, mısır ve buğday gibi hiç bir ürünün ekim alanı daraltılmadan üretime devam edilebilir, hem de Konya Ovası’nın ekstra olarak bir üzüm üretim merkezi haline gelerek rüzgar erozyonundan kurtulabilir” değerlendirmesinde bulundu.
PATATES VE MEYVE SUYU FABRİKALARI ÜRETİMİ DE DOĞRUDAN ETKİLER
Prof. Dr. Mehmet Babaoğlu, Konya Şeker’in patates cipsi ve meyve suyu fabrikası yatırım planlarının bulunduğunu belirterek, bu planların dağlık araziye sahip ilçe ve köylerde, meyve ve patates üretimini önemli ölçüde destekleyeceğini söyledi. Konya Şeker’in bu girişimlerini kendisinin de takdirle karşıladığını vurgulayan Prof. Dr. Babaoğlu, fakat Konya Şeker ve alt yapısı güçlü diğer özel ve yarı özel kurum ve kuruluşlar ilave olarak hem konvansiyonel hem de organik üretim yapan meyve ve sebze üreticilerini desteklemek için aşağıdaki yatırımları da düşünmesi gerektiğini ifade etti: “Havucun mamul hale getirilmesi ve markalaşması, organik dondurma fabrikası ve markalaşma, dondurulmuş ürünler (sebze ve meyve) fabrikası ve markalaşma, Organik bebek mama ve ilaç hammadde fabrikası ve markalaşma” diye konuştu.

 

İklim Değişikliği, Kuraklık, Dünya ve Türkiye

Dünya'da bir çok ülkede ve Türkiye'de yetersiz yağışlarla su kaynakları kurumakta ve dengesizleşmektedir. Bazı ülkelerde daha fazla yağış olarak, bazı ülkelerde ise kuraklık tehlikesi ortaya çıkmaya başlamıştır. Bunun nedeni olarak küresel ısınma gösterilmektedir.

Dünya sıcaklığının artışında atmosfere salınan ve insan faaliyetleri sonucu oluşan sera gazlarının (CO2, CH4, N2O, HFC, PFC ve SF6) etkili olduğu artık bilinmektedir. Bu gazların atmosfere emisyonu her geçen yıl artmakta fakat sanayileşme uğruna gerekli önlemler alınmamaktadır. Sanayi ve taşımacılık sektörleri en fazla emisyona neden olan sektörlerdir.  

Nature Dergisi'nden Michael Hopkin'in haberi: Avustralya'lı Josep Canadell''in yaptığı araştırma sonuçlarına göre göre (22 Ekim, 2007) Sera gazı seviyesi artıyor buna karşılık denizlerin karbon depolama kapasitesi azalıyor. Bunun nedenleri olarak ekonomik büyüme, yoğun fosil yakıtı kullanımı ve bunlardan daha önemlisi denizlerin karbondioksiti tutma ve depolama kapasitesi azalıyor. 2000 yılından önce yılda atmosferik karbondioksit seviyesi 1.5 ppm (milyonda kısım) iken bu yıllardan sonra her yıl 1.9 ppm civarında karbondioksit miktarına ulaşılıyor (Haberin devamı...). Bu durumda biriken gaz bir örtü görevi yaparak  sıcaklığın artmasına neden oluyor.

Çin’le birlikte ABD halen en yüksek CO2 emisyonu üreten ülkelerdendir (Tablo 1). Yılda bir çok kasırga ve sel baskınıyla karşılaşmalarına rağmen bu 2 ülkenin hala gerekli tedbirleri aldıkları söylenemez. Tablo’da verilen ilk 10 ülke diğer tüm dünya ülkeleri toplamından daha fazla CO2 emisyonu üretmektedir. Türkiye CO2 emisyonu değerleri bakımından dünyada 21. sırada yer almaktadır.

Tablo 1. Bazı ülkelerin tarımsal kaynaklı olmayan yıllık CO2 emisyonu miktarları (www.nationmaster.com)

Sıra

Ülke

Miktar (1000 ton)

1  

ABD

5 760 000

2  

ÇİN

3 470 000

3  

RUSYA

1 540 000

4  

JAPONYA

1 220 000

5  

HİNDİSTAN

1 000 000

6  

ALMANYA

840 000

7  

İNGİLTERE

560 000

8

KANADA

520 000

9  

İTALYA

445 000

10  

MEKSİKA

385 000

15  

BREZİLYA

327 000

19  

SUUDİ ARABİSTAN

266 000

21  

TÜRKİYE

220 000

22  

HOLANDA

175 000

100

SUDAN

6 000

En fazla emisyonu olan CO2 gazı dahil insan kaynaklı toplam emisyonun ancak %10-12’si tarımsal kaynaklı sera gazlarıdır. Bunlardan en önemlileri metan (CH4) (toprak, hayvansal gübreler, fermantasyon ürünleri; %38) ve diazot monoksit (N2O; %32) (ticari gübreler, endüstriyel atıklar) gazlarıdır. Biyomasın yakılması (%12), çeltik üretimi (%11) ve hayvansal gübreler (%7) diğer emisyon kaynaklarıdır. Tarımsal alanlar CO2 alımı ve salınmasına neden olurlar. Fakat tutma ve salınım farkının çok fazla olmadığı düşünülmektedir.

Eğer emisyon değerleri bu şekilde giderse yüzyılın sonuna doğru dünyada sıcaklığın ortalama 4 C daha artacağı tahmin edilmektedir. Bu da mevsimler ve iklimlerin değişmesi anlamına gelmektedir. Kuraklık dünyada tüm ülkelerin sorunudur. Durum böyle devam ederse su savaşlarının çıkacağı tahmin dilmektedir.

AB’de İklim değişikliğiyle ilgili düzenlenen Yeşil Hafta etkinliklerinde çeşitli uzman görüşleri videoları için aşağıdaki linkleri takip ediniz Hepsinde insan hataları nedeniyle bu duruma gelindiği tespit edilmekte ve nelere dikkat edilmesi gerektiği belirtilmektedir. (İngilizce-videoları indirmek için üyelik gerekebilir).

http://ec.europa.eu/environment/climat/campaign/podcast/cc_podcast_be_rahmstorf.wmv (Eğer CO2 emisyonuna dikkat etmezsek ortalama sıcaklıkların yüzyılın sonunda 7 C artabileceği, dikkat edersek ise 2 C’yi geçmeyeceği vurgulanmaktadır)

http://ec.europa.eu/environment/climat/campaign/podcast/cc_podcast_be_barker.wmv (İngiliz Dr. Barker, problemin uzun surely geliştiği ve uzun sureli çözümler gerektiği, teknolojinin problem çözmede hatkı sağlayacağı, Kyoto Protokolüne uyulması gerektiği, gelişmiş ülkelerin buna uymadığı, 2012 de bitecek protocol süresi sonunda ne olacağı- tedbir alınmazsa durumun iyiye gitmedeğini tespit etmektedir)

http://ec.europa.eu/environment/climat/campaign/podcast/cc_podcast_be_metz.wmv (Hollandalı uzman Dr. B Metz tarafından en son IPCC Değerlendirme Raporu değerlendirilmektedir. İklim değişikliğinin olduğu kesin olarak kabul edilmekte, 3 kısımdan oluşan raporun tespit, önlemler ve öneriler kısımlarından oluştuğu, dikkatli olmazsak durumun daha kötüye gideceği, aşırı sıcak dalgalar ve yağışlar olacağı, kuraklık ve sel baskınlarının görüleceği belirtilmektedir).

AB Komisyonu’nca öğrenciler için hazırlanan bir broşürle iklim değişikliği nedeniyle bilinçli hareket edilmesi gerektiği ve bu durumun kötüye gitmemesi sizin elinizde denilerek: Değiş: indir, kapat- durdur, yeniden kullan, yürü’ gibi sloganlar oluşturulmuştur.  (http://ec.europa.eu/environment/climat/campaign/pdf/toolkit_en.pdf)

Yani;

‘İklim Değişikliğini Değiştirmek için Değişmemiz Gerekmektedir’

 

Türkiye'de kuraklıkla ilgili ciddi yapılanmalar gerekmektedir. TOBB Başkan Yardımcısı Sayın Faik Yavuzun Kuraklık politikaları ile ilgili Referans Gazetesi'nde çıkan yazısı bu konuyla ilgilidir.

Küresel İklim Değişikliği ile ilgili NTVMSNBC sayfasında yer alan haberler

 

Kuraklık ve Konya

 

2007 KÜRESEL İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNDEN EN FAZLA

ETKİLENEN İL KONYA!.

1.5 milyon ton buğday kaybı, sulak alanlarını en fazla kaybeden il!

*KONYA İL MERKEZİ VE İLÇELER MERKEZ NÜFUSLARI 2007

Konya'nın 31 Aralık 2007 tarihi itibariyle toplam nüfusu 1 milyon 959 bin 82 olarak açıklandı. Nüfusun 1 milyon 412 bin 343'ü şehirde yaşıyor. Şehirdeki nüfusun 701 bin 737'si kadın 710 bin 606'sı ise erkek...
 
İlçe merkezlerinin nüfus sayısı
 
Merkez 1- Karatay         229995
Merkez 2-Meram          282523
Merkez 3- Selçuklu        454537
Merkez İlçeler Toplamı: 967 055

Diğer ilçeler
1- Ahırlı             1098
2- Akören          2781
3- Akşehir         63472
4- Altınekin       3711
5- Beyşehir       32799
6- Bozkır          6801
7- Cihanbeyli    15192
8- Çeltik           4250
9- Çumra          28153
10- Derbent        3033
11- Derebucak    3017
12- Doğanhisar    5945
13- Emirgazi        5567
14- Ereğli            94542
15- Güneysınır     5089
16- Hadim           3238
17- Halkapınar    1487
18- Hüyük           3618
19- Ilgın              31178
20- Kadınhanı     14096
21- Karapınar     31913
22- Kulu             20496
23- Sarayönü      9053
24- Seydişehir     37763
25- Taşkent        1300
26- Tuzlukçu       3977
27- Yalıhüyük     1612
28- Yunak          10107
Diğer ilçeler Toplamı: 445288

Merkez ilçeler (şehir Merkezi) /diğer ilçeler oranı:2.17

 

KONYA OVASI, ÇİFTÇİSİ VE İNSANI KURAKLIKTAN ÇOK ETKİLENDİ...

 

Yağışlar artık eskisi gibi değil...

Bunun için;

KONYA KAPALI HAVZASINDA TARIM VE SU YÖNETİMİ YENİDEN YAPILANDIRILMALIDIR.

Bunun için;

KOP İÇİN BAŞBAKANLIĞA BAĞLI BİR YÖNETİM BİRİMİ OLUŞTURULMALI veya KOP Eylem Planı oluşturulmalıdır.

KONYA KURAKLIK KORDİNASYON KURULU OLUŞTURULMALI

KONYA KURAKLIK STRATEJİK PLANI ÇIKARTILMALIDIR.

 

Bu konunun şakası yoktur. Konuyla ilgili bilgiler ve öneriler aşağıda yer almaktadır.

 

Konya ili son yıllarda en düşük yağış alan illerden birisidir. 2006'da bir önceki yıla göre yağışlar %20, 2007 yılında da ise ilave %10 azalmıştır. Kış aylarında neredeyse hiç bir yağış alınamamıştır.

Tarımsal alanlarda kuraklık nedeniyle önemli verim düşüşleri yaşanmıştır. Düşük yağış miktarı ve yüksek sıcaklık nedeniyle tarımsal ürünler büyük zarar görmüştür. Sulama sistemlerinde iyileştirmeler gereklidir.

İç Anadolu Bölgesi kuraklık ve çölleşme bakımından en riskli bölgelerin başında gelmektedir. Meke, Akşehir, Eber Göl'leri kurumuş, Beyşehir Gölü ise büyük tehdit altındadır.

Doğal hayat da büyük risk altındadır. Dünya'da başka bir yerde olmayan yaklaşık 100 civarında endemik bitki türü Konya İli ve çevresinde yayılış göstermektedir. Bunlardan yaklaşık 45 adedinin nesli tehlike altına girmiştir. Türkiye'de Avrupa'nın toplam endemik bitki sayısına yakın endemik bitki türüne ev sahipliği yapmaktadır. Bu etkilenme muhtemelen diğer illerde de aynıdır. O nedenle genetik mirasımıza yeterince sahip çıktığımız söylenebilir mi? Bir müzedeki tarihi eserle (Karun hazineleri) bu bitkilerin herhangi birinin kaybolması arasında fark var mıdır?

Kuraklık konusunda her bilim dalının katkıları olacaktır. Biyoteknoloji de bunlardan birisidir. Abiyotik stres şartlarından birisi olan kuraklığa toleransla ilgili yapılacak çalışmalar yanında kendi genetik kaynaklarımızın taranıp toleranslı olanlarından istifade edebiliriz.

Ayrıca biyoteknoloji biyoyakıt (biyodizel, biyoetanol, biyogaz) üretiminde, suyu az tüketen alternatif bitkilerin adaptasyonu ve geliştirilmesinde uygulanabilecektir. Yağ bitkilerine yönelim ve bölgenin bir enerji tarımı bölgesi olması yolunda ciddi adımlar atılmalıdır.

Ayrıca bölgede organik tarım yapılacak dağlık kesimler (Taşkent-Akşehir hattında) organik tarım alanı olarak tescillenmeli ve organik üretime geçen çiftçiler desteklenmelidir. Araştırma ekibimiz Konya İl Tarım Müdürlüğü'yle işbirliği içinde bölgede organik tarımın yaygınlaştırılması ve projelendirilmesi üzerinde çalışmaktadır. Bu amaçla Konorganik projesi taslak halinde hazırlanmıştır. Bu yolla su kaynaklarımız da korunmuş olacak, küçük araziye sahip çiftçilerin yoğun olara yaşadığı ve Konya ili nüfusunun %49'unu oluşturan bu alt bölgede insanlar daha iyi gelir elde edeceklerdir.

 

 

Kuraklıkla Yaşamayı Öğrenmemiz gerekmektedir....

Kuraklığın küresel ısınmaya mı yoksa başka bir sebebe mi bağlı olduğu bilinmez ama ortadaki gerçek kuraklığı yaşadığımızdır. Bu kuraklık bölgemizde olumsuz etkiler bırakmıştır. Dünyada yapılan iklim tahmin çalışmaları Türkiye’de özellikle Konya Kapalı Havzasının tehdit altında olduğuna işaret etmektedir. Bu nedenle bu bölgeye has ve kesin çözümler üretilmelidir. Örnek bazı yazılar Konya Ovasında bilinçsiz tarımın su sıkıntısını bu hale getirdiğini vurgulamaktadır.  Ama tek bir ürüne bunu mal etmek ne kadar doğrudur bilinmez.

 

Yazının devamı için tıklayınız...

Kuraklık sadece tarımı değil, doğal hayatı ve tarıma dayalı sanayi kollarını da etkilemektedir. Mevcut durumun devam edeceği göz önüne alındığında durumun önemi daha da artmaktadır.

Dünya tarımsal ürün ticaretinde de ileriye yönelik önemli değişikliklerin olacağı söylenebilir. Halen petrol fiyatları yüzünden zaten sıkıntı çeken uluslar arası ticaret sektörü bir de uygun miktar ve kalitede mal bulma savaşı içine girecektir. Bunun belirtileri ortaya çıkmaya başlamıştır. 

Konya Ovası'ndaki kuraklık zararı kadar (yaklaşık 1 milyon ton) Türkiye'yi buğday ithali kararını almaya götürdü (25 Eylül 2007)

 

Bu karar buğday stoklayıcı spekülatörlerin önünü kesmek için de alınmış olabilir!!

Hayvansal yem sektörü de ciddi tehdit altındadır. Büyük şirketler daha fazla ürün bulma ve alma şansına sahip olacak, küçük ithalatçılar her zaman istedikleri ürünü bulamayacaklardır.

Kimsenin dikkat etmediği bir konu da arazi ve gayr-i menkul sektöründe değerlerin ileride düşecek olmasıdır. Halen kurak alanlardaki arazilerin değerleri düşmüş durumdadır.

Su bulmak için Orta Asya’yı terk ederek yola çıkan ve Anadolu’yu vatan haline getiren bizler elimizdeki sınırlı doğal kaynakları korumak için acil tedbirler almalı, bilinçlenmeli ve bilinçlendirmeliyiz. Yaşanan kuraklık problemin bireysel bir olgu değil küresel bir tehdit olduğunu artık anlamalı ve gereksiz kullanımlarla ziyan edilen suyun önüne geçmeliyiz.

Boşa akan her damlanın çölleşmeye bir adım daha yaklaşmak anlamına geldiğini bilmeli ve ona göre hareket etmeliyiz. Birlikte acilen tedbirler alamazsak sonuçları çok yıpratıcı olacaktır. Hiç kimseyi dışlamadan, herkese sorumluluk vererek, bilinçlendirerek bunları yapmamız ve başarmamız gerekiyor. Kuraklıkla birlikte yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor.

Konya Büyükşehir Belediyesi ve KOSKİ’nin Ekim 2007’de gerçekleştireceği ve Uluslar arası olarak nitelendirilen konferansla küresel iklim değişikliği konusunu ele alacaktır. Fakat konferans konuları dikkate alındığında çoğu tarım ve yaban hayatıyla ilgilidir. Halbuki organizasyon olarak yeterince yerel unsur kapsadığı söylenemez. Bu yerel unsurlar su ve tarımla doğrudan ilgili kuruluşlar olup nihai faydalanıcılardır. Bu nedenle bu tür organizasyonların daha katılımcı yapılması uygun ve faydalı olacaktır.

Benzer bir konferans Brüksel'de 16 Şubat 2007'de yapılmıştır. Konferans programı ve konuları için  'Communicating Climate Change" Conference' tıklayınız.

Sonun başlangıcına doğru gitmemek için mevcut kaynakları en iyi şekilde kullanmalıyız. Ne üretici, ne yönetici ne de tüketicinin bu şartlar altında bağımsız ve sorumsuz hareket etme lüksü yoktur. Çünkü zararı ve faydayı hep birlikte göreceğiz.

Sitenin bu kısmı dünya, Türkiye ve Konya İli'nde kuraklık konularını işleyecek doğal hayata dair bilgiler verilecektir. Aşağıda kuraklık ve Konya ili konulu sunular yer almaktadır. Buradan yapılacak alıntılarda www.biyoteknoloji.gen.tr atıfta bulunulması ve bu konularda katkıda bulunmak isteyenlerin iletişim kısmında verilen adresler aracılığıyla bizlere yazmalarını rica ederiz....

İç Anadolu bölgesi ve Konya İli için bir Kuraklık Koordinasyon Kurulu oluşturulmalıdır.

İç Anadolu bölgesi ve Konya İli için bir Kuraklık Stratejik Planı oluşturulmalıdır.

Aksi taktirde suyumuz bitince aşağıdaki kuyulardan su çekmeye başlarız

 

'Kuraklık ve Konya' Sunusu 1 (Prof. Dr. Mehmet Babaoğlu)

(Bu sunu Konya İl Genel Meclisi Başkanlığı'nın talebi üzerine 3 Ağustos 2007 'de İl Genel Meclisi Salonu'nda Meclis Üyelerine yapılmıştır)

 

'Kuraklık ve Konya' Sunusu 2 (Prof. Dr. Mehmet Babaoğlu)

(Bu sunu Konya Valisi Sayın Osman Aydın başkanlığında 16 Ağustos, 2007'de MTA Salonu'nda yapılan Kuraklık Koordinasyon İstişare Toplantısı'nda yapılmıştır)

 

Konya Ticaret Borsası Dergisi'nde Eylül-Ekim 2007 Sayısında çıkacak yazı

KONYA VE KURAKLIK: SONUN BAŞLANGICI MI? Prof. Dr. Mehmet Babaoğlu (Yakında..)


Konya ve Kuraklık dış basında..

Konya'daki kuraklık Independent'ta

http://www.cnnturk.com/DUNYA/haber_detay.asp?PID=319&HID=1&haberID=393252

İngiltere'de yayınlanan The Independent Gazetesi'nde 24 Eylül 2007'de Mr. Nicholas Birch imzasıyla bir makale yayınlandı. Bu makalede Konya Ovasında kuraklığa vurgular yapılmaktadır. Makale bazı yönleriyle eksik bilgiler içermesine karşın konuya dikkat çekmesi açısından önemlidir.

Yazının devamı için tıklayınız....

Kuraklık ve Küresel İklim değişikliği ile ilgili bazı linkler

http://www.unfoundation.org/SEG/

http://ec.europa.eu/environment/climat/campaign/podcast_en.htm

IPCC 4. Değerlendirme Raporu http://www.mnp.nl/ipcc/pages_media/AR4-chapters.html

http://www.epa.gov/climatechange/index.html

 

İklimnet.org ve burada verilen bazı linkler

>DUYURULAR>

Konya Ovasında Kaçak Kuyu Sayısı ve Tuz Gölü'nün Konya Ovasını basması ile ilgili DSİ'den son açıklama

 

DSİ 4. Bölge Müdür Yardımcısı Mevlüt Pınarkara, Konya Kapalı Havzası'nın Türkiye yer altı su potansiyelinin yüzde 40'ını ve sulak alanların önemli bölümünü bünyesinde barındırması nedeniyle dünyanın önemli havzaları arasında yer aldığını söyledi. Eşmekaya, Ereğli ve Hotamış Sazlıkları ile Bolluk, Düden, Samsam, Tersakan, Suğla göllerini tamamen kaybeden, Tuz Gölü ve Beyşehir gölünün aralarında bulunduğu diğer önemli sulak alanlarında önemli ölçüde kayıp oluşan havzadaki yeraltı suyunun son yıllarda önlenemez şekilde düştüğünü bildiren Pınarkara, bunda en büyük etkenin bilinçsiz tarımsal sulama olduğunu vurguladı. Konya Ovası'nda yarısı kaçak 50 bin kuyudan su çekildiğinin bilindiğini ancak bu yıl sayının inanılmaz ölçüde arttığı bilgisine ulaştıklarını dile getiren Pınarkara, şunları kaydetti:  ''Küresel ısınmanın etkisiyle bu yıl kuraklık olunca çiftçi ürününü istediği ölçüde sulayamadı. Bunun sonucunda da binlerce daha kaçak kuyu açıldığını düşünüyoruz. Şu anda Konya Kapalı Havzası'nda 50 bine yakını kaçak 70 binden fazla kuyudan su çekildiğini sanıyoruz. Rakamın 70 bine ulaştığı kesin ancak 70 bini ne kadar geçtiğini tam olarak bilmiyoruz. Bu yıl havzada, yer altından su çekimi büyük boyutlarda oldu. Buna karşın ekim sonuna kadar geçen 1 yıllık sürede metre kareye 233 kilogram yağış düştü. Önceden bu rakam 90 yılın ortalaması olarak metrekareye 322 kilogramdı.''

-YER ALTI SU SEVİYESİ 1 YILDA 3,5 METRE DÜŞTÜ-

Pınarkara, bu yıla kadar yapılan ölçümlere göre yer altı su seviyesinin yılda ortalama 1 metre düştüğünü belirterek, ''Ekim ayı sonuna kadar geçen 1 yıllık sürede düşüş 3,5 metre olarak gerçekleşti. Aslında son yıllarda ciddi düşüşler oluyordu. Birkaç yıl öncesine kadar düşüşler santimetreyle ölçülüyordu. Şimdi metrelerle ölçülüyor'' dedi. Son 20 yıldaki düşüşün 25 metreyi geçtiğini vurgulayan Pınarkara, yer altına inenin birkaç katı su çekilmesinin sonucunda bu duruma gelindiğini söyledi. Acil önlem alınmaması durumunda Tuz Gölü'nden yer altı suyuna akış başlayacağını belirten Pınarkara, ''50 metrenin üzerindeki kot farkı 15 metrenin altına indi. Bu fark kapandığında Konya Ovası'nda yaşam sona erebilir. Tekrar yer altından Tuz Gölü'ne doğru basıncın oluşması için 1400 yıl gerekir'' diye konuştu. Pınarkara, DSİ olarak bölgede Kasım ayında envanter çalışmasına başlayacaklarını ve çalışmayı yıl sonuna kadar tamamlamayı hedeflediklerini ifade ederek, Konya'daki kaçak kuyuları tespit edip kapatmayı, suyun kontrollü kullanımını sağlamayı amaçladıklarını bildirdi. Pınarkara, yağmurdan önce Konya'nın kar yağışına ihtiyacı olduğunu, yüksek kesimlerde kar kalınlığının 1 metreyi geçmesi ve yaz aylarına kadar kalması durumunda yer altı suyunun beslenebileceğini sözlerine ekledi. (Haber: Konhaber.com)

 


Gazetelerde Konya ve Kuraklıkla ilgili haber (16 Ekim, 2007) (AA Konya)

Konya Ovasına Ne Kadar su Gerekli? (Merhaba Gazetesi)

 
Ova'ya ne kadar su gerekli?
Konya Kapalı Havzası'nda ekilen buğday için sezonda 600 milyon, pancar için 950 milyon, mısır için ise yaklaşık 450 milyon ton olmak üzere toplamda yaklaşık 2 milyar ton su kullanıldığı bildirildi.
Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Babaoğlu yaptığı açıklamada, ciddi boyutta kuraklık tehdidiyle karşı karşıya bulunan Konya Ovası'nda alışkanlıklar, toprak yapısı ve pazarlama gibi nedenlerle suyu en çok tüketen bitki türlerinin tarımının yapıldığını söyledi.
Tahılların yüzde 15-20'si ile pancar, mısır ve fasulyenin tamamının sulu şartlarda üretildiğini ifade eden Babaoğlu, özellikle mısır üretiminin son 6-7 yılda ciddi artış gösterdiğini bildirdi.
Çiftçilerin tarlada normalde verilmesi gerekenden yüzde 30-40 daha fazla su ve gübre kullandığını belirten Babaoğlu, 'Anız yakılıyor, organik gübreleme yapılmıyor. Bu nedenlerle topraktaki organik madde miktarı düşünce su kaybı yüksek oluyor ve tarla daha fazla suya gereksinim duyuyor. Bu şekilde ovada ihtiyaç duyulan su giderek artıyor' dedi.
Konya Kapalı Havzası'nda üretim alanları dikkate alındığında tarımda ciddi boyutta su harcandığını vurgulayan Babaoğlu, şunları kaydetti:
'Havza genelinde ekilen buğday için sezonda 600 milyon ton, pancar için en az 950 milyon ton, mısır için ise yaklaşık 450 milyon ton kullanılıyor. Meyve ve sebze için, diğer tarla ürünleri için kullanılan suları hesaba katmadan sadece bu 3 ürün için toplamda yaklaşık 2 milyar ton su kullanılıyor. Bunun kaynağı yer altı ve yer üstündeki sulardır.'
Sulama teknikleri ve sistemlerinde yapılacak iyileştirmelerle 2 milyar ton sudan yüzde 30 tasarrufun bile yılda 600 milyon ton suyu kazandıracağını belirten Babaoğlu, akılcı kullanımla kazanılacak suyun daha da artırılabileceğini söyledi.
BEYŞEHİR GÖLÜ KURTULUR
Tasarruf edilecek bu suyun şehirde ya da sanayideki bedelinin en az 2 milyar YTL olduğunu vurgulayan Babaoğlu, bu miktarın ayrıca Beyşehir Gölü'nün su seviyesini 1 metre kadar yükselteceğini ve normal şartlarına getireceğini kaydetti.
Bu ürünlerden elde edilecek toplam gelirin 1 milyar YTL olacağını ifade eden Babaoğlu, bu gelirin tasarrufla sağlanacak 2 milyar YTL'nin yarısına denk geldiğini, suyun artık daha akılcı kullanılması gerektiğini bildirdi.
DSİ. Bölge Müdürlüğüne göre Konya Kapalı Havzası'nın yer altı suyunun emniyetli rezervinin 1.7 milyar ton, yer üstü rezervinin ise 5.95 milyar ton olduğunu belirten Babaoğlu, şöyle devam etti:
'Konya Ovası'nda 2.5-3 milyar ton su tüketildiği tahmin ediliyor. Bu suyun en önemli kaynağı yer altı suları ve Beyşehir Gölü'dür. Beyşehir Gölü'nde ve yer altında yaklaşık ikişer milyar tonluk kullanılabilecek su mevcuttur. Bu su, yağışların olmaması durumunda Konya'ya sadece 1.5-2 yıl yetecektir. Sonunda Beyşehir Gölü kuruyacak, yer altında su tükenecek ve tarım bitecektir.'
Mevcut sulama şartlarının devam etmesi, ovada tarımsal üretimin sınırlandırılmaması durumunda yer altındaki su kalitesinin tuzlanarak bozulacağını ifade eden Babaoğlu, 'Bu durumda geriye dönüş çok zor olur. Sonuçta Konya Ovası'nda tarım ve devamında yaşam tamamen sona erecek. Eldeki sınırlı suyu daha akılcı kullanmalıyız. Küresel ısınma yüzünden önümüzdeki yıllarda daha etkin kuraklıkla karşılaşabiliriz. Özellikle tarımsal sulamada acil önlemler gerekiyor' dedi

 

Beyşehir Gölünü Tasarruf Kurtarır (Hakimiyet Gazetesi)

'Tasarrufla Beyşehir Gölü kurtulur' (Konhaber.com)



Ekim Ayı Yağış Durumu

Konya İli'nde uzun süreden beri beklenen yağışlar 14-15 Ekim 2007 tarihinde gerçekleşti. İlçelere göre 2-3 mm (Cihanbeyli, Çumra, Karapınar) ile 28 mm (Yunak) arasında yağış kaydedildi. Ilgın 16-18 mm, Seydişehir ve Ereğli 13-14 mm, Akşehir ve Beyşehir 12-14 mm, Konya Merkez 6-7 mm arasında yağış aldı. Ekim için özellikle Çumra, Cihanbeyli, Kadınhanı ve Karapınar'da yeterli yağışlar yok gibi. ....

Yağıştan her yer faydalanamadı (Merhaba Gazetesi Haberi, 24 Ekim, 2007)
Birkaç gün önce devam eden yağışlar ile Konya Merkezi ve bazı ilçelerde aylık ortalama yakalanırken, bazı ilçelerdeki yağış oranlarının ortalamanın çok altında olması dikkat çekiyor. Meteoroloji verilerine göre Konya merkezine Ekim ayında metre kareye 25 kilogram (25 mm) yağış düşerken, Yunak’a 35 kilogram, Beyşehir’e 33 kilogram, Seydişehir’e 32 kilogram, Hadim’e 26 kilogram Ilgın’a ise 23 kilogram yağış düştü. Bu ilçelerdeki yağışlar Ekim ayı ortalamasına yakın. Öte yandan bazı ilçelerdeki yağış oranları ise ay ortalamasının çok altında. Ekim ayı boyunca Çumra’da metrekareye 8 kilogram yağış düşerken, Karapınar’a 6 kilogram, Karaman’a 12 kilogram, Kulu’ya 12 kilogram, Ereğli ve Cihanbeyli’ye ise 15 kilogram yağış düştü. Meteoroloji Bölge Müdürü Ertuğrul Şen, bölgede hafta sonuna kadar yağış beklemediklerini açıkladı. Geçtiğimiz hafta başında mevsim normallerinin altına düşen hava sıcaklıklarının mevsim normalleri seviyesinde seyretmesini beklediklerini dile getiren Şen, “Sıcaklık değerlerinin mevsim normallerinde olmasını bekliyoruz. Şu an Konya merkezi için gecenin en düşük sıcaklığını 6-7 derece, en yüksek sıcaklığın ise 20-21 derece olmasını bekliyoruz” dedi

 
DSİ'ye göre, Konya'da kuraklık tehlikesi sürüyor
Devlet Su İşlerinin verilerine göre son iki aydaki yağış oranı sevindirici ancak; kuraklık tehlikesi halen devam ediyor.
Yoğun su çekilmelerinin yaşandığı Konya, tarihinin en kurak dönemlerinden birini yaşadı. Yeraltı sularındaki aşırı çekilme tarımsal sulamayı etkilerken, içme suyunda da tehlikeli boyutlara ulaşıldı. Küresel Isınmadan en çok etkilenen bölgelerin başında geldiği belirtilen Konya’da uzmanlar, her fırsatta önlem alınmazsa ovanın çöl olacağı uyarısında bulundu.
Kuraklık tehlikesiyle korkulu günler yaşayan Konya’da son aylarda etkili olan yağışlar yüzleri güldürdü. Ekim ayında Konya’da metrekareye 24.5, Kasım ayında da 68 kilogram yağışın düşmesi ve meteorolojinin yağışlı havanın devam edeceği tahmini sevindiriyor. Son iki aylık dönemde metrekareye düşen yağış miktarı mevsim normallerinin üzerinde artarken, Devlet Su İşlerinin ölçümlerine göre Konya’da kuraklık tehlikesi geçmiş değil… Çünkü Konya’daki baraj ve göllerdeki su seviyesi halen istenilen noktaya gelmedi. DSİ’nin ölçümlerine göre; geçen yıl 15. 9 Milyon metreküp suyun bulunduğu Apa Barajında şu an 6.8 Milyon Metreküp, 8.1 milyon metreküp suyun bulunduğu Altınapa barajındaki su miktarı ise 6.8 milyon Metreküp’e düştü. Geçen yıla oranla gözle görülür bir düşüşün yaşandığı Konya’daki baraj ve göllerde yapılan son ölçümlerde elde edilen veriler şu şekilde…
Beyşehir Gölü 2 Milyar 562 Milyon Metreküp, Sille Barajı 6 Milyon Metreküp, Ereğli İvriz Barajı 14.4 Milyon Metreküp, Ilgın Çavuşlu depolaması 23 Milyon Metreküp ve Suğla depolama havzası 59. 6 milyon Metreküp… Yetkililer yağışların bu şekilde devam etmesi halinde başta yeraltı suları olmak üzere baraj ve göllerdeki seviyenin umut verici boyutlara ulaşacağı görüşünde… http://www.konhaber.com/?syf=ktgr&ktgr=18&hbr=KEJH8fjbVw



TBMM Küresel Isınmanın Etkileri ve Su Kaynaklarının Sürdürülebilir Yönetimi Konusunda Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu çalışmalarına başladı.

Komisyon Web sayfası: http://www.tbmm.gov.tr/komisyon/denetim/kuresel_isinma/index.htm

 

Tuz Gölü tükeniyor

(http://www.konhaber.com/?syf=ktgr&ktgr=18&hbr=1HU5GaWXKA)

Türkiye’nin tuz ihtiyacının yüzde 60’ını sağlayan gölün yarısı kuraklık ve kirlenme nedeniyle yok oldu. Uzmanlara göre önlem alınmadığı takdirde 2010 yılında göl haritadan tamamen silinecek. Tuz gölüne hayat verecek en önemli proje ise çevre illerde yapılacak atık su arıtma tesisleri... 30 Aralık 2007

Dünya’da benzeri sadece Amerika’da olan Tuz gölü Türkiye’nin yıllık tuz ihtiyacının yüzde 60’ının karşılıyor. Tuz Gölü. Kapalı havzadan akarsularla getirilen sularla ve yeraltı suları ile beslenen gölde son yıllarda yapılan ölçümler tehlikenin boyutlarını gözler önüne seriyor. Bilinçsiz su kullanımı ve iklim değişikliği nedeniyle Yeraltı sularında 10 metreye varan seviyedeki çekilme tuz gölünün yarısının yok olmasına neden oldu. Selçuk Üniversitesi Jeoloji mühendisliği bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Güler Göçmez uzunluğu 80 genişliği ise 100 kilometre olan tuz gölünün yarıya düştüğünü belirtti. Tuz gölündeki tek tehlike kuraklık değil. Gölün etrafında bulunan yerleşim alanlarının evsel ve sanayi atıkları gölde aşırı bir kirlenmeye neden oluyor. Bu durum, bölgede bulunan tuz fabrikası ve işletmelerini de olumsuz yönde etkiliyor. Atıklarının tahliye kanallarıyla göle ulaşması doğal dokuyu da yok ediyor. Yrd. Doç. Dr. Güler Göçmez “Kirlenmede hatta Ağır metal kirliliği evsel atıklarından sanayi atıklarından kirlilikte hat safhadadır. Geçen sene ve önceki yıllarda gölde yaptığımız incelemelerde kirliliğin oluşturduğu Mikroorganizmalardan dolayı göl kırmızı bir renk almıştı” diye konuştu.

Gölün kurtarılması için yapılması gerekenlerin başında ise atık su arıtma tesisleri gerektiğini belirten göçmez “Suları bilinçli kullanarak havzada bir su yönetimi uygulayarak bu sulak alanları korumalıyız. Örneğin Mavi tünelle gelecek olan sudan bir miktar tuz gölüne ulaştırabilmeliyiz. Gölün çevresinde aktarabilmeliyiz. Gölün çevresinde sulamayı bilinçli yapıp suların sanayide kullanan suların arıtılarak tekrar tuz gölüne gitmesini sağlamalıyız. Bizim yapacağımız en önemli şey göle su aktarımını yapmak. Kirli suları atıkları göle göndermemeliyiz” dedi. Arıtma tesislerinin yeni yeni kurulmaya başladığını hatırlatan Göçmez acil önlemler alınmadığı takdirde tuz gölünün haritadan tamamen silinebileceğinin de altını çizdi.

 

KONYA'DA SU SAVAŞLARI (NİSAN 2008)

29 Nisan, 2008 tarihli haber..... (Merhaba Gazetesi.com)

SUYUMUZU HEBA ETMEYELİM
İsmil Belediye Başkanı Niyazi Arslantaş, Yarma Belediye Başkanı Mustafa Sarıca, Ovakavağı Belediye Başkanı Mulla Küçükpınar, Hayıroğlu Belediye Başkanı Mustafa Geçgil, Sakyatan Köyü Muhtarı Mehmet Çakmak, Karakaya Köyü Muhtarı Ahmet Karapınar ve Göçü Köyü Muhtarı Ahmet Aslan, birlikte düzenledikleri basın toplantısında bölgelerinde yaşanan su sıkıntısını gündeme getirdi. Gazeteciler Cemiyeti’nde düzenlenen toplantıda bölge çiftçileri adına konuşan, İsmil Belediye Başkanı Niyazi Arslantaş, kuraklığın oluşturduğu sorunların giderilmesi için yetkililerden destek istedi. Arslantaş, “Çumra ilçesinin büyük bölümünü, ‘Karkın, Camili, Türkmenkarahüyük, Güvercinlik, Üçhüyük, Taşağıl, Alibeyhüyüğü, İçeri Çumra, Kaşınhanı) gibi belde ve köyleri, tarımsal sulamada kullanılan suyu ‘Çumra Sulama Birliği’ adı altında kurulan birliğin dağıtım ve organizesi ile kullanmaktadır. Karatay ilçesinin bir kısmına yine Çumra İlçesinin bir kısım Köy ve Beldelerine, (İsmil, Yarma, Hayıroğlu, Ovakavağı, Göçü, Karakaya, Küçükköy, Karkın, Abditolu, Sakyatan) gibi yerlere Ova Sulama Birliği adı altında hizmet veren birlik tarafından sulama organizasyonu ve dağıtımı yapılmaktadır” dedi. Arslantaş, her iki birliğin de su kaynağının Apa Barajı olduğunu ifade ederken, “Apa Barajı ise doğal su birikimi ile Soğla su depolaması ve Beyşehir Gölü’nden desteklenmektedir. Apa Barajı’nda depolanan sular, her iki birlikçe yukarda belirtilen, köy ve beldelere verilerek Tarımsal sulama yaptırılmaktadır. Barajdaki basıncın ve yeterli suyun olmaması, Beyşehir Gölü’nden gelecek suyunda, Mart ayından itibaren açılmaması, tarımdaki sulamada gecikmeye ve suyun paylaşımında büyük sıkıntıların yaşanmasına neden olmuş, kuraklıktan zaten mağdur olan çiftçimizin mağduriyeti bu sebeplerle bir kat daha artmıştır” diye konuştu. Bu mağduriyet aynı zamanda Türkiye tarım sektörünün çöküşünün de başlangıcı olmuştur. Durum bu kadar vahim iken dünyada ve Türkiye’de küresel ısınma nedeniyle üst düzeyde kuraklık yaşanırken, maalesef vahşi sulama yapılmaktadır” bizler bunun önlenmesini istiyoruz” diyerek kuraklığın önemine dikkat çekti. Basın toplantısına katılan diğer yetkililer ise yaşanan sıkıntıların giderilmesinde Ova Sulama Birliğinin görevini tam olarak yerine getirmediğini ifade ederken, “Ova Sulama Birliği Başkanı ise suyun azlığı nedeniyle, dağıtımında yaşanacak sıkıntıyı anlayarak sulama anında izine ayrılmış, bu birliğe bağlı çiftçiler suyun paylaşımında olumsuz etkilenmiştir. Çare olarak gittiğimiz Devlet Su İşlerinde ise muhatap bulamadık. Kuraklık nedeniyle Karatay bölgesindeki belde ve köylerin arazileri yüzde 50 oranında boş bırakılmış, ekilen yüzde 50 kısımdan ise sulama yapılmadığından verim alınamamıştır. Bunun sonucunda da tamamen kuraklık tehlikesi ile baş başa kalınmıştır” diyerek yaşadıkları sıkıntıyı dile getirdi. Bölgelerinde ki tüm çiftçileri temsilen gelen belediye başkanları ve muhtarlar, “Bahsettiğimiz gerekçelerden sonra, Beyşehir Gölü’nden acilen Apa Barajı’na su takviyesi yapılmasını, vahşi sulama sisteminden acilen vazgeçilmesini, Birliklerin, suyun kullanımında, başarılı olamadığı için suyun kullanımından birinci derecede sorumlu olan Devlet Su İşlerinin suyun denetiminin ele almasını istiyoruz. Son olarak Konya Ovasını besleyecek olan Bağbaşı Barajı’nın ve Mavi Tünelin yapımına hız verilmesini bunun devamı olan Bozkır Barajı ve eklerinin inşaatının ihale edilip faaliyete geçirilmesini arzu etmekteyiz. Buradan Devlet Su İşleri yetkililerini de uyarmak istiyoruz, DSİ izinsiz kuyu açılmasına, yeraltı kaynaklarını kullanılmasına izin verilmiyor. Aksini davrananlara ise hapis ile cezası veriliyor. Bizler bu kadar sıkıntı çekerken, DSİ kendisi vahşi sulama yaparak aykırı davranıyor. Bu gün bahsettiğimiz bölgelerin tümünde çiftçilik bitti. Eskiden bir tarla satıcısı varsa 100 alıcı vardı. Şimdi 100 tarla satıcısı var bir tane bile alıcı yok. Köylü borçlandı, umudunu bağladığı tarlaları kuraklıktan yandı, sulama yapacağız diye tesisata milyarlarca borçlandı. Borcunu ödeyemedi. Bir zamanların en zengin köyleri şimdi en fakir mahalle oldu. Bizim sıkıntımızın bitmesi için yetkililer daha ne zaman harekete geçecek” diyerek seslerinin duyulmasını istedi.

 

Güncelleme: Nisan 2009

ANA SAYFAYA DÖN

 

Copyright by Mehmet Babaoglu - www.biyoteknoloji.gen.tr © September, 2007